escort malatya sex hikaye ankara escort adana escort kayseri escort mersin escort eskişehir escort malatya escort antalya escort escort bayan Maltepe Escort Konya escort

Metal Müziğin Doğuşu ve Doksanlar

18 dakikada bu yazıyı okuyabilirsin.


Bu hafta metal müziğin doğduğu yıl olan 1970’den başlayarak doksanların sonuna doğru yıl yıl en iyi metal albümlerini listeleyeceğim. Şimdiden hepinizin “bu albümü nasıl koymazsın, şu grubu listeye nasıl dahil etmezsin, kötü bir liste yapmışsın” dediğini duyar gibiyim. Söylemekte fayda var, birazdan okuyacağınız albümleri yayımlandıkları yıla ve metal camiasındaki prestijlerine göre listeledim (Aşırı derecede Black Sabbath içerir). O yüzden umarım esnek bir şekilde okuyabilirsiniz. Zaman makinenizin motoru ısındıysa kemerlerinizi bağlayınız. Albüm incelemesi okurken geçirdiğiniz her bir dakika gerçek dünyada 38 yıla tekabül ediyor.

1970: Black Sabbath – Paranoid

İngiliz Heavy Metalinin en büyük temsilcisi (Judas Priest ile birlikte) ve Heavy Metalin öncüsü olan Black Sabbath’ın ikinci stüdyo albümü olan “Paranoid”, metal camiası için velinimettir. “Iron Man”, “War Pigs” ve “Paranoid” gibi klasikleşmiş şarkılara sahip olan albüm dönemin en iyi metal albümüdür (ki zaten metal müzikle uğraşan başka grup yok o dönemde tabi). Şuan grup için yapılmış herhangi bir greatest hits çalma listesine baktığınız zaman ilk 10’da yer alan şarkıların büyük çoğunluğu “Paranoid” albümündendir.  Albüm dünya çapında 5 milyondan fazla satarak Amerika’da 12. sıradan listelere girerken İngiltere’de uzun bir süre listelerin tepesinde halay çekmiştir (Tıpkı şuan bu listede olduğu gibi).

1971: Black Sabbath – Master of Reality

“Paranoid”in başarısıyla müzik camiasını çalkalayan Black Sabbath, sahip oldukları heavy metali Tony Iommi’nin riff kabiliyetiyle daha da pekiştirerek “Master of Reality” albümünü piyasaya sürdüler. Bu albümde Tony abimiz gitarının akord düzenini standarttan do diyeze (C#) çekerek grubun soundunu heavy metal ile stoner rock arasında git gele sürüklüyor. Bu git geli en çok “Children of the Grave” ve “Into the Void” parçalarında hissedebilirsiniz. Ayriyetten “After Forever” ve “Sweet Leaf” şarkılarında din olgusu iğneleyici üslupla eleştirilmiştir. Bana kalırsa şarkı sözü açısından altın değerinde iki parçadır. Albüm Amerika müzik listelerine 8. sıradan giriş yapmıştır (Tahmin edeceğiniz üzere İngiltere’de zirvede halay çekmekle meşguller).

1972: Black Sabbath – Vol.4

Piyasada Heavy Metal adına Black Sabbath harici müzik yapan kimse olmadığı için Black Sabbath ile devam ediyoruz. Grubun dördüncü stüdyo albümü olan Vol.4 ün hikayesini ufaktan anlatayım. Albüm kayıdı bittiğinde grup albümün adı “Snowblind” olarak kararlaştırmıştı (ki zaten albümün 6. şarkısıdır). Fakat grubun sponsorluğunu yapan Vertigo Records, kokain kullanımını özendirebilecek bu denli bariz bir terimin kendi çıkarları doğrultusunda albüme verilmesini kabul etmedi (Snow = kokain. Snowblind: Kör olacak kadar kokain tüketmek. Bir bakıma “ama kafamız nasıl güzel” cümlesinin kokaine düzenlenilmiş hali). Albüm, dinleyiciyi yavaş yavaş ısıtan daha sonra temponun içine fırlatan 8 dakikalık “Wheels of Confusion/The Straightener” şarkısıyla açılışı yapıyor. Albümün ilk altı şarkısı Iommi abimizin belki de riff yazma açısından en yaratıcı olduğu dönemi kapsıyor. Özellikle “Tomorrow’s Dream”, “Supernaut” ve “Under the Sun/Every Day Comes and Goes” albümün en iyi şarkıları olmakla beraber Iommi abimizin favori rifflerini barındırdığını gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz.

1973: Black Sabbath – Sabbath Bloody Sabbath

Black Sabbath hükümdarlığının devam ettiği yıllarda grubun deneysel yöntemler denemiş olduğu albümü “Sabbath Bloody Sabbath” listemize dördüncü sıradan giriş yapıyor. Üç yıl üst üste kombo yaparcasına albüm yapan grup, Vertigo Records’ı bazanın altına kaldırarak WWA Record ile anlaşma imzalıyor (1973’de kurulan albüm şirketi Machine Head ve Black Sabbath harici büyük bir grupla çalışmamış, 1974 yılında da kapanmıştır. Garip di mi ?). Albüm şirketlerinin değişiminden olsa gerek grup aşırı derecede deneysel elementlere yer veriyorlar bu albümde. “Sabbra Cadabra”, “A National Acrobat” ve “Fluff” albümde en dikkat çeken şarkılardır. Akustik gitar kullanımı olsun, piyano kullanımı olsun ilk 4 albümü ele alındığında grubun müzikalitesindeki değişimi hissetmemek elde değil.

1974: Budgie – In For The Kill

Black Sabbath’ın piyasayı boş bıraktığı bu dönemde “çorbada bizim de tuzumuz olsun” havasıyla heavy metalin kıyısından köşesinden tutan Budgie, “In for the Kill” albümüyle karşımıza çıkıyor. Her ne kadar Judas Priest ilk albümü olan Rockn Rolla’yı bu dönemde piyasaya sürmüş olsa da metal müzikten uzak olduğu için listemize sonradan katılacak. Albüm tabi ki “ben metalim” diye bağırmıyor. Fakat grubun en bilindik şarkıları olan “Crash Course in Brain Surgery” ve 10 dakikalık “Zoom Club”, Iommi abimizin rifflerine karşılık verecek düzeyde.

1975: Black Sabbath – Sabotage

“Sabotage”, grubun “Paranoid”den bu yana komboladığı muazzam derecede sağlam albüm serisinin son albümü. Bundan sonraki albüm girişimleri ilk altı albüm kadar sağlam olmayacak (Ozzy abimizin solo müzik yapmak istemesi büyük bir etken olabilir buna). Tony Iommi abimiz her albümde olduğu gibi bu albümde de riff yazımında ustalık basamaklarını ikişer ikişer çıkıyor. “Hole in the Sky” ve “Symptom of the Universe” albümün en iyi şarkıları. “Megalomania” ise albümün şarkı sözü açısından başarılı bulduğum hoş bir parça.

1976: Judas Priest – Sad Wings of Destiny

Her ne kadar Black Sabbath’ın yaptığı müzik heavy metal olsa da heavy metal soundunun nasıl olması gerektiğini Judas Priest ortaya koydu. “Victim of Change” şarkısıyla türe farklı bir bakış açısı getiren grup, bunu albüm boyunca dinleyicisine hissettirdi. “Tyrant” ve “Deceiver” şarkılarıyla “heavy metali sizden öğrenecek değiliz” edasıyla metal camiasına göz kırptı Judas Priest. “The Ripper” ise dönemin Londra’sının seri katili olan Jack The Ripper’ı konu alan tatlış bir şarkı.

1978: Judas Priest – Stained Class

Geleneksel heavy metal camiasında söz sahibi olmak isteyen Judas Priest, sahip olduğu heavy metal soundunu iki yıllık süreçte geliştirerek “Stained Class” ile dinleyicisinin karşısına çıktı. Bu müzikal gelişimin en büyük kanıtı albümün açılış parçası olan “Exciter”. Albümün devamının nasıl olacağına dair ipucu barındıran “Exciter” bana kalırsa Judas Priest’in heavy metalinin dönüşümünün en büyük kanıtı. “Saints in Hell” parçasında da bunu kanıtlayan grup, ufaktan da olsa thrash metalin oluşumuna göz kırpıyor. Ayriyetten “Savage” ve “Beyond the Realms of Death” parçaları albümün heavy metal anlamında dinleyiciyi doyurduğu parçalarıdır.

1979: Motörhead – Overkill 

79 yılında Motörhead, piyasaya iki adet albüm çıkardı, “Bomber” ve “Overkill”. Hangi albümün daha iyi olduğu tartışılırken “Overkill” yılın albümü olarak dinleyicisinin karşısına çıktı. Grup her ne kadar yaptığı müziği Rockn’ Roll olarak tanımlasa da, hiç kuşku yok ki Lemmy abimizin soundunun heavy metale bir çok yönden katkısı oldu. “Stay Clean” ve “No Class” şarkısındaki güçlü gitar partisyonlarının ve Lemmy’nin vokalinin heavy metali beslemediğini söylemek büyük haksızlık olur. Albümün adını taşıyan “Overkill” parçası hakkında çok fazla konuşmaya gerek yok. “Overkill”i dinledikten sonra boyun ağrısı en son geçen kişi gelip konuşabilir.

1980: Black Sabbath – Heaven And Hell

Art arda çıkardıkları muazzam 6 albümden sonra piyasaya sürülen “Technical Ecstasy” ve “Never Say Die” albümleri grubun düşüşe geçtiğinin göstergesiydi. Ozzy’nin uyuşturucu kullanımı yüzünden gruptan atılışıyla da vokalist eksikliği yaşayan grup, geçici olarak Rainbow vokalisti Ronnie James Dio ile anlaştı. Ronnie James Dio’nun mikrofona geçişi ve Tony Iommi ile olan uyumu önceki albümlerinin kötülüğünü adeta unutturdu. Albümün adını taşıyan “Heaven and Hell” şarkısında Tony abimizin “ben buradayım size noluyor” deyişini duymamak elde değil. Buna ek olarak “Neon Knights”, “Children of the Sea” ve “Lonely is the Word” albümdeki “yıkılmadık ayaktayız” parçalarıdır.

1982: Iron Maiden – The Number of the Beast

İlk iki albümüyle önemli bir alt yapı kuran Iron Maiden, uyuşturucu bağımlısı Paul Di’anno’yu gruptan fırlatarak yerine Bruce Dickinson’ı aldı. Hedeflerinin basit konserler vermekten daha ileride olduğunu göstermek isteyen grup Bruce Dickinson ile birlikte “The Number of the Beast” albümünü kaydettiler. Steve Harris’in albüm boyunca at koşturması ve Bruce abimiz ile olan füzyonu grubun soundunu etkileyen en önemli iki etken oldu. Stadyumlarda hep bir ağızdan söylenen “Run to the Hills” bir yana, “The Prisoner” ve “Children of the Damned” dönemin metal müziğini şekillendiren önemli parçalardandır. “Hallowed be Thy Name” ise partisyon yazımı konusunda grubu tanımlayabilecek yegane parçadır.

1983: Dio – Holy Diver

Şaşırtıcı bir şekilde hem Rainbow’da hem de Black Sabbath’da mikrofon tutan Ronnie James Dio, kendi ismini taşıyan solo grubunu kurarak hat trick yaptı. Albümün adını taşıyan “Holy Diver” ve “Rainbow in the Dark” bilindiği üzere albümün ağır taşlarındandır. “Stand Up And Shout” ve “Gypsy” Vivian Campbell abimizin riff yazımında ne kadar başarılı olduğunu gösteren parçalardandır. Bunlara ek olarak daha az agresif olan “Don’t Talk to Strangers”, Dio abimizin şarkı yazımındaki yeteneğini gözler önüne seriyor. Özellikle bu albümden sonra metal piyasasındaki riff çeşitliliği arttı.

1985: Exodus – Bonded by Blood

Bay Area thrash sahnesinin ortaya çıktığı yıllarda çeşitli gruplar piyasaya çıkmaya başlamıştı ve Metallica yeterince dikkat toplamıştı. Tüm bu döngünün içerisindeki asıl rekabeti sağlayan grup ise Exodus idi. Gary Holt gibi bir riff ustasını bünyesinde bulunduran Exodus, “Bonded by Blood” albümüyle metal sahnesinde çığır açtılar. Beyin eriten soloları ve kalabalığı circle pit’i icaat ettirecek düzeyde sert riffleriyle metal müziğin kanlı canlı temsilcisi oldular. “Piranha” ve “A Lesson in Violence” grubun karakteristik özelliklerini belli eden şarkılardır.

1986: Metallica – Master of Puppets

Thrash müziğin çığır açtığı bu dönemde Metallica öyle bir albüm çıkarttı ki dönemin “Reign in Blood” ve “Peace Sells… But Who’s Buying” albümlerini gölgede bıraktı. Tabiki de “Master of Puppets” dan bahsediyorum. “Battery” ile açılış yapan Metallica, amaçlarının yavaşlamak değil tam tersine kitleleri delirtecek düzeyde hızlanmak olduklarını açıkca belirttiler. James Hetfiled’ın riff yazımı ve vokali metal dünyasını şekillendiren en önemli faktördür. “Master of Puppets” thrash metal adına yapılmış en muazzam, ikonik, efsanevi ve ilham verici albümlerden birisidir.

1987: King Diamond – Abigail 

Korku metalinin usta temsilcisi olan King Diamond, ilk albümü olan “Fatal Portrait”de yapmış oldukları hatalardan ders çıkartarak “Abigail” ile metal dünyasına yeni bir bakış açısı kazandırıyor. Albüm son derece ürkütücü bir prodüksiyona sahip (Albüm kapağı özetliyor zaten). Şeytan tarafından ele geçirilmiş olan bebek “Abigail”ın ürkütücü masallarını dinliyoruz albüm boyunca. Gitarist Andy LaRocques, “Mansion in Darkness” ve “The Family Ghost” şarkılarıyla kaotik solo ve riff yazımındaki yeteneğini ortaya koydu albüm boyunca.

1989: Morbid Angel – Altars of Madness

Death metal saltanatı her ne kadar 90lı yılların ortalarında gözükse de Morbid Angel türün tomurcuklanmasına ve filizlenmesine sebep olan süreci “Altars of Madness” ile başlattı. Trey Azagthoth’ın “Immortal Rites” ve “Maze of Torment”deki Iommni vari tektonik riffleri, death metal gitar stilini belirleyen bariz şarkılardandır. Davind Vincent’ın şeytani vokali ve Pete Sandoval’ın taklit edilemez double kick tekniğiyle Morbil Angel, metal dünyasına kafa atarak girdi.

1990: Megadeth – Rust in Peace

Ve işte geldik metal dünyasını şekillendiren o muazzam albüme. Bünyesine ünlü gitarist Marty Friedman’ı ve baterist Nick Menza’yı kattıktan sonra piyasayı allak bullak eden dördüncü stüdyo albümünü kaydetti Megadeth. Grup bu albümle sadece çıtayı yükseltmedi, tamamen yeni bir tane inşa ettiler. Önceki albümlerindeki vahşi tempo değişikleri, “Rust in Peace”de daha sorunsuz bir hale bürününce herkesin dikkatini çekti. “Holy Wars… the Punishment Due” ve “Hangar 18” kombosuyla açılan albüm, metal tarihinin en çarpıcı rifflerine ve sololarına bu albümle şahit olmuştur. Ayriyetten “Tornado of Souls” ve “Five Magics” parçaları da destansı soloların albümde halay çektiği parçalardır.

1991: Metallica – Metallica (The Black)

Megadeth’in “Rust in Peace”inden sonra Metallica durur mu yapıştırmış “The Black” albümünü. “And Justice For All” albümünü yayımladıktan sonra soundlarındaki kompleks faktörünü bir süreliğine rafa kaldırdılar. “The Black” grubun thrash metalden heavy metale geçişinin bariz bir göstergesidir. Grup hem kendi çizgilerini bu albümle çizmişlerdir hem de heavy metalin basit aranjelerle de yapılabileceğini göstermiştir. “Enter Sandman” ile açılış yapan albümün genelinde orta tempo riffler hakim. “Wherever I May Roam” ve “Sad But True” gibi melodik parçaların yanı sıra “The Unforgiven” ve “Nothing Else Matters” gibi daha duygusal parçalara yer veren albüm, grubun en çok satın alınan albümü olmuştur.

1992: Pantera – Vulgar Display of Power 

“Cowboys From Hell” albümünden iki yıl sonra geleneksel groove metal soundunu sonuna kadar kullandıkları “Vulgar Display of Power” albümü sadece heavy metali şekillendirmekle kalmadı, türden ve kendi soundlarından sapmadan nasıl akılda kalıcı şarkı yazılabileceğini de metal camiasına gösterdi. Albümün ağa babası olan “Walk”, Philip Anselmo’nın sahnedeki enerjisinin albüme yansımış halidir. Dimebag abimiz ise “A New Level” ve “Fucking Hostile” şarkılarıyla devleşmiştir. Albümün açılış şarkısı olan “Mouth for War” ise grubun geleneksel metal sounduna bağlı kaldığının en sağlam kanıtıdır.

1994: Pantera – Far Beyond Drive

“Far Beyond Drive” kuşkusuz grubun en sert albümlerindendir. Dönemin Billboard 200 listesinde zirvede halay çekerek bunu kanıtlamıştır. Grup, “I’m Broken” parçasıyla 95 yılında “En İyi Metal Performansı” kategorisinde Grammy adayı olmuştur.  “Becoming, “Hardlines, Sunken Cheeks” ve “5 Minutes Alone” parçalarıyla bir önceki albümlerinden daha sert olduklarını göğüs kafesi kırabilecek güçlükte riffler yazarak kanıtlamışlardır. Grup ayriyetten Black Sabbath’ın sevilen şarkısı “Planet Caravan”ı coverlamıştır.

1995: At the Gates – Slaughter of Souls

İsveç’de melodik death metal adına çeşitli albümler çıkmış olsa da hiçbiri “Slaughter of Souls” kadar etkili olamadı. Tarihteki en etkileyici metal albümü olan “Slaughter of Souls” sadece melodik death metali şekillendirmekle kalmadı, metalcore denilen tarzın da ortaya çıkmasına sebep oldu (Maalesef). Albüm baştan sona kadar adrenalin deposu. “Blinded by Fear” ve “Slaughter of Souls” şarkılarının kombolanması albümü unutulmaz yapan en büyük etkenlerdendir. Albümü muazzam bir şekilde sonlandırmaya hazırlayan “World of Lies” ve “Nausea” parçaları da albümün önemli anlarındandır.

1997: Emperor – Anthems to the Welkin at Dusk

Ihsahn abimizin her türlü enstrümanı çalabilmesi, farklı bakış açılarıyla şarkı yazabilmesi ve o tatlı vokali Emperor’ı black metal adına piyasaya sokan yegane faktörlerdendir. Norveç black metaline muazzam katkı sağlayan Emperor, metal müziğin orkestral bağlamda aranje edilişinin başarılı bir örneğidir. “Thus Spake the Nightspirit” ve “The Loss and Curse of Reverence” grubun ve türün karakterini ortaya koyan şarkılardır. Bu dönemde hiçbir grup Emperor’ın şarkı yazma kabiliyetine yaklaşamadı bile.

1998: Death – The Sound of Perseverance

“The Sound of Perseverance” grubun önceki albümlerine kıyasla teknikliğini korusa da daha vahşi olan bir death metal sounduna sahiptir. Chuch Schuldiner’ın yenilikçi kişiliğinden olsa gerek grup hem tarzın sınırlarını kavurucu melodilerin birleşimiyle genişletiyor hem de ani ritim değişiklikleriyle türü gizemli bir hale sokuyor. Richard abimizin davul performansı ise adeta “sıkıyorsa bunu da çalın” havasında olduğu için ritim değişikliklerinde herhangi bir aksaklık yaşanmıyor. “Scavenger of Human Sorrow” ve “A Story to Tell” şarkı sözü bağlamında başarılı olan parçalardır. Albümün ağa babası ise kuşkusuz hepimizin tüylerini diken diken eden “Voice of the Soul”.

1999: Nevermore – Dreaming Neon Black

Her ne kadar “Dead Heart in a Dead World” albümü grubun mihenk taşlarından olsa da “Dreaming Neon Black” bana kalırsa grubun çarpıcı bir şekilde en iyi albümü. Dönemin metal müzik camiası tarafından geçmiş albümlerindeki sinerjinin eksikliği ile eleştirilse de albümün yaymış olduğu mistik hava döneme damgasını vurdu. Bunun en büyük sebebi albümün konsept albüm olmasından kaynaklanıyor. Albüm boyunca verilmek istenen bir mesajın olduğunu seziyorsunuz fakat bunu tam olarak nerede bulacağınızı bilemiyorsunuz. Bir adamın sevdiği kadını kaybettikten sonra deliye dönüşünü anlatan albümü şarkı şarkı incelemek hata olur. “Warrel Dane” ve Jeff Loomis”in uyumuna hala şahit olmadıysanız burayı terkedin.

Metal Müziğin Milenyumu  

Metal müziğin doğuşu ve doksanların sonu arasında piyasaya çıkan metal albümleri istisnasız tüm milenyum çağı gruplarını etkilemiştir. Black metalden tutun power metale kadar gerek şarkı sözü yazımında olsun gerek riff ve solo partisyonlarında olsun yetmişler – doksanlar metalinin milenyum çağı metal gruplarını etkilememesinin zaten imkanı yok. Peki metal müziğin milenyumunda neler yaşandı? Bunun cevabı bir sonraki yazımda sizlerle. Şimdilik listenin tadını çıkarın, müzikle kalın.


Sosyal medyada paylaşın:

Bu içerik nasıl hissettirdi?

Kızdım Kızdım
0
Kızdım
Yok Artık Yok Artık
0
Yok Artık
Bayıldım Bayıldım
0
Bayıldım
Güldüm Güldüm
0
Güldüm
Metallendim Metallendim
0
Metallendim
Helal Olsun Helal Olsun
0
Helal Olsun
Üzüldüm Üzüldüm
0
Üzüldüm
Osman Gündüz
Kendini kaliteli müziğe adamış şahıs.                                                                                                                                                                                                                                                 

4 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

  1. Yazinin başindaki uyariya rağmen söylüyorum. Metal muziğin doğuşu gibi bir listede Metallica Kill em All un olmamasi gariptir. Kill em All un olmadiğini gördükten sonra ne yaziyi ciddiye aldim ne de listeyi.

    1. İbrahim Güneş Bey, öncelikle makalemizi okuyup yorum yazdığınız için teşekkür ederiz. Takdir edersiniz ki 80li yıllar metal dünyası için yoğun bir dönemdi. Bahsettiğiniz albüm 25 Temmuz 1983 yılında piyasaya sürülmüştür. Listede 1983 yılı için seçmiş olduğumuz Holy Diver albümü ise 25 Mayıs 1983 yılında piyasa sürülmüştür. Hem Heavy Metal’i farklı yönlerden etkilediği için hem de yayımlanma tarihi daha erken olduğu için listemize Holy Diver’ı ekledik. Yıllara göre bir liste yaptığımız için seçim yapmak zorundayız ve yazının başında da belirttiğimiz üzere herkesin mutlu olduğu bir çözüm bulmak maalesef zor. Yorumunuz için tekrar teşekkürler. Kendinize iyi bakınız, müzikle kalınız m/

  2. Sadece metal müzik hakkında yazmasanız mesela? Kaliteli müzik hiç bir zaman tek bir türden ibaret değildir. Farklı tarzlar, türler hakkında da yazılmalı bence; Rock, Grunge, Hip-Hop, Jazz… Çünkü bir süreden sonra insanın okuyası gelmiyor. Yeni ve farklı şeyler güzel olurdu.

    1. Merhaba, öncelikle yorumunuz için teşekkür ederiz. Dangeon ekibi olarak kategorilerimizi okuyucularımızın ilgisinden çok kendi bilgimize ve ilgimize göre belirlemekteyiz. Tabii ki çoğumuz metal haricinde farklı türlerde müzikleri severek dinlemekteyiz. Fakat diğer şarkı türleri için herhangi bir kategori belirlemeyişimiz sadece rock ve metal müzik hakkındaki yazıların çıkmasına sebebiyet verdi. Yakın zamanda da genel olarak bir müzik kategorisi açmak planlarımız arasında bulunmamakta. Bu yüzden “Sadece Liste” adındaki internet sitesinin müzik kategorisini size önerebilirim ^^