escort malatya sex hikaye ankara escort adana escort kayseri escort mersin escort eskişehir escort malatya escort antalya escort escort bayan Maltepe Escort Konya escort

Küçük Hitler: General Francisco Franco

11 dakikada bu yazıyı okuyabilirsin.


Merhaba! Bu sitedeki ilk yazım, sizlerle bir arada olacağım için çok mutluyum. Yazılarımın size bir şeyler katabilmesini umuyorum. Daha iyi yazılar yazabilmek için de geri dönüş yapmanızı bekliyorum. Şimdi yazımıza geri dönüş yapalım ve İspanya’nın Hitleri olan Francisco Franco’yu tanıyalım.

İspanya 8. ve 10. yüzyıllar arasında Müslümanlara aitti (Endülüs Medeniyeti). 11. yüzyıl başında hristiyanlar, müslümanların arasındaki karışıklığı fırsat bilerek İspanya’nın kuzeyinden başlayarak İspanya’yı almaya başladılar. Tarih 1492’yi gösterdiğinde Müslümanların son kalesi olan Granada Krallığı da yıkılmıştı. Artık İspanya tamamen Hristiyanlara aitti. Bu olaylardan sonra aynı yıl içinde İspanya için “süper güç” olmanın kapılarını açan olay gerçekleşti: Kristof Kolomb

İspanya kralının desteği ile Amerikayı keşfetti. Kolomb tuttuğu güncelerde orada yaşayan yerli halk için (Kızılderililer) çok iyi ve saf olduklarını, onlara istenilen her şeyin yaptırılabileceğini yazmıştı.Bu fırsatı kaçırmayan İspanya artık büyük bir sömürge imparatorluğu olmuştu.

Takvimler 1588 yılını gösterdiğinde her yükselişin bir inişi vardır klişesi İspanya için geçerli olmaya başlamıştı:
  • 1588 İngiliz donanmasına yenildi ve taht kavgaları başladı.
  • 1640 Portekiz’i kaybetti.
  • 1714 Avrupa’daki bazı toprakları ve Cebeli Tarık’ı kaybetti.

İspanya ekonomisi için çeşitli politikalar izlese de kötü gidişi durduramıyorlar sadece bir öne iki geriye yapıyorlardı. 1860 yılına gelindiğinde, İspanyol hükümeti yakınında olan, işgal edilmesi kolay ve Avrupalı devletlerle çok rahat ticaret yapabilecek coğrafi konuma sahip olan Fas’ın kuzeyini sömürgeci olarak işgal etmeye karar verdi. Bu işgal kısa süre içinde İspanya’nın uzun süredir düzelmeyen ekonomisine merhem olmayı başarmış gibi görünse de uzun vadede kötü  gidişata yine engel olamadı. Artık sadece iki geri iki ileri yapıyorlardı. Ekonomi bazen Fas’ta yapılan ticaret sayesinde hareketleniyor, yönetimi rahatlatıyor,bazense olduğu yerde duruyordu. 1900’lü yıllarda İspanya’nın Amerika’daki bütün sömürgeleri bağımsızlığını ilan etmişti. 1492 yılında ABD’nin keşfedilmesiyle sömürge imparatorluğuna dönüşen ve bu sayede süper güç olma yolunda ilerleyen İspanya, 1588’de taht kavgalarının başlaması kabusuyla süper güç olma rüyasından 1900 yılına kadar sürekli uzaklaştı.

1900 yılında Franco 8 yaşındaydı. Annesi çok koyu bir Katolikti ve bu durum annesine çok bağlı olan Franco’yu da etkilemişti. 4 kuşaktır ailelerinde erkekler deniz subayı oluyordu.Bunu babası ve ağabeyi de devam ettirmişti. Franco için de istenilen buydu. Fakat Franco deniz donanmasına giremedi. Bunun sebebini bazı kaynaklar o yıl deniz donanmasına az kişinin alınması gösteriyor bazı kaynaklar ise İspanyol-Amerikan savaşında İspanyol donanmasının çok hasar alması olarak gösteriyor. Franco deniz donanmasına giremeyince 1906 yılında 14 yaşındayken kara kuvvetlerine girdi ve üç yıl sonra buradan asteğmen olarak mezun oldu.

Takvim 1909 yılını gösteriyordu ve İspanya yaklaşık 50 yıl boyunca (Fas’ın kuzeyinin işgalinden beri) olumlu bir gelişme de bulunamamıştı. İspanya eski günlerine dönmek istiyordu fakat bir yerler fethedecek güce sahip değildi. Şartlar bu olunca İspanya için yine tek umut Fas’taki sömürge bölgesi olmuştu. İspanyol hükümeti buradaki sömürgecilik faaliyetlerini arttırmaya karar verdi ve aynı yıl içerisinde sömürgeci İspanyol birlikleri Fas’ta askeri harekata başladılar. Fas’ta gerçekleşen harekata katılmış olmak, askeri hiyerarşide yükselmek için önemli bir basamaktı. Bunun farkında olan Franco kendini harekata katılmak için gönüllü olarak yazdırdı. 1912 yılında Franco harekata asteğmen olarak harekata kabul edildi.

Burada:
  • Rif savaşına katıldı.
  • Üsteğmen olarak Faslı askerlerin bulunduğu süvari alayına katıldı.
  • 1916 yılında karnından ölümcül bir şekilde yaralandı ve tedavi için İspanya’ya gönderildi.Franco iyileştikten kısa bir süre sonra görevine geri döndü.
  • İnsanlar hırsıyla kendini iyileştirdiğini söylüyorlardı.Aynı zamanda bu olaydan sonra ona takılan bir de lakap vardı: Mermiye koşan adam.
  • İspanyol Yabancılar Lejyon komutan yardımcılığına getirildi. 1923’te komutan oldu.Çıkan ayaklanmaları bastırdı.
  • Bu ayaklanmaları bastırmasıyla birlikte artık daha da güçlenmişti.Ülkede ünlü olmuştu, rütbesi de artık tuğgeneraldi.
  • 1928’de Zaragoza Askeri Akademisi’nin komutanlığına getirilerek gücüne güç katmış oldu.

Franco kendisine görev olarak verilen ayaklanmaları bastırmış olsa da ülkenin genelindeki ayaklanmalar bastırılamadı. 1931 yılında krallık yıkıldı ve yerine cumhuriyet yönetimi geldi.Milliyetçilerin elinde olan Zaragoza Askeri Akademisi kapatıldı. Kralcı ve sağcı olarak tanınan Franco, Kanarya Adaları’na önemsiz bir komutanlığa verildi ve rütbesi düşürüldü. Ama bu durum çok uzun sürmedi iki sene sonra 1933 yılında tutucular tekrar yönetimi ele geçirdi ve Franco askerideki eski etkin rolüne geri döndü. 1934’te tümgeneral, 1935’te maden işçilerinin ayaklanmasını bastırmasıyla birlikte genelkurmay başkanı oldu.

1936’da tutucu iktidar kırsal bölgeleri denetleyemez ve ayaklanmaları bastıramaz oldu. Kamuoyu desteği de kaybedilmişti daha fazla dayanamayan kral tahttan feragat etti. Bunun üzerine parlemento (Cortes) dağıltıldı ve seçimler bir ay sonraya ertelendi. Yapılan seçimde cumhuriyetçi Halk Partisi, kralcı Milliyetçi Partiye karşı çok büyük bir üstünlük sağladı. Durum böyle olunca Franco genelkurmay başkanlığından alındı ve tekrar Kanarya Adaları’nın yolunu tuttu. Franco çok hırslıydı ve pes etmeye niyeti yoktu. Ve bu sefer gittiği yerde yalnız da değildi. Kendisi gibi düşünen, iktidarı devirmek isteyen bir çok subay vardı. Buradaki subaylarla bir kaç ay süren darbe hazırlığı yaptılar.

Ve nihayet Temmuz 18 1936 tarihine gelindiğinde Franco Kanarya Adaları’ndaki radyodan darbe bildirisini yayınlattı. Ve üç yıl sürecek olan iç savaşı başlatmış oldu.

Bildiriden bir gün sonra yanındaki subaylar ile birlikte Fas’a gitti ve aynı gün içerisindeki oradaki İspanyol ordusunu kendi hakimiyeti altına aldı. Faşist hareketin başına geçti. Ordusuyla birlikte Madrid’e doğru yola çıktı. Barselona ve Madrid dışındaki tüm garnizonlar da ayaklanmıştı. Ekim ayına kadar sürdürdükleri yolun sonu Madrid’e gelmişti. Madrid’i almak için kendi aralarından bir başkomutan seçmeye karar verdiler. Bu seçtikleri başkomutan hem yeni kurulan iktidarın başı olacaktı hem de askeri orduyu yönetecekti. Franco, Hitler ve İtalya’nın desteği ile başkomutan olmayı başardı.


Artık iç savaş ciddi anlamda başlamıştı. Cumhuriyetçileri Stalin destekliyordu, onlara binlerce tank ve uçak göndermişti. Sol taraf üç yıl boyunca milliyetçilere karşı direndi. Bu tarafta savaşanların arasında tanıdığımız bir isim de vardı: George Orwell. İç savaş bittiğinde sol cephe 10000 kişiyi katletmişti.

10000 sayısı fazla gelse de Franco cephesinin öldürdükleri karşısında az bir rakam olarak kalıyor. Franco iç savaş başladığında, öldürdüğünüz her adamıma karşılık on adamınızı öldüreceğim, demişti ve öyle de yaptı. Savaş bittiğinde 350.000 kayıp vardı.

3 yıl süren savaş sona erdiğinde kazanan Franco cephesiydi. İktidar tutucuların eline geçmişti ama bu Franco’ya yetmemişti. Franco kendi işledikleri terörü beyaz, solcuların işledikleri terörü ise kızıl olarak adlandırıyordu. İktidarı ele geçirdiği halde kızıl temizliğine devam etmişti. Sadece kızıl olduğu gerekçesiyle sorgusuz sualsiz insaları öldürdü. 2011 yılında ortaya çıkan olayda ise solcuların çocuklarının planlı bir şekilde kaçırılıp, satıldığı ortaya çıktı.

İkinci Dünya Savaşı’nın çıkmasıyla birlikte Franco iktidarı darbe almaya başlamıştı.

Franco bu durumu lehine çevirmek için Hitler’in yanında oldu. Hitler, İspanya’nın Bask şehrini işgal etmek istedi. Franco da Bask şehrinde solcular yaşadığı için Nazi Almanya’sının bu şehri işgal etmesine göz yumdu. Diğer devletler ise Franco’dan diktatörlüğü yüzünden nefret ediyorlardı. Franco,Almanya’ya alalen bir destekte bulunmasa da diğer devletler Nazi Almanya’sının yanında durduğunu biliyordu.Keza 1943 yılında Almanya savaşta gerilemeye başladığında İspanya tarafsızlığını ilan etmişti ve Hitler’in isteğine uyarak işgal ettiği Fas-Tanca’dan çekilmişti ama diğer devletler bunu yemedi. İspanya’ya yaptırımlar uygulayarak ekonomisine ağır bir darbe indirdiler, BM üye yapmadılar kısaca İspanya’yı dışladılar.

Franco diktatörlüğü zor günler geçirmeye başlamıştı. Kendisinden sonra da bu yönetimin yaşamasını istiyordu. Bunun için 1947 yılında İspanya’yı tekrar krallığa dönüştürmek için veraset yasasını kabul ettirdi ve ölene kadar devletin ve krallığın sahibi olarak kendini gösterdi. 1948 yılında İkinci Dünya Savaşı’nda soğuk savaş dönemine doğru ilerleniyordu. Soğuk savaşta dünya iki kutup olacaktı:

Batı ve Doğu blokları. Batı bloğunda ABD önderliğinde Batı Almanya, Türkiye, Yunanistan, İtalya bulunurken doğu bloğunda da Sovyetler Birliği önderliğinde Doğu Almanya, Polonya, Romanya gibi ülkeler yer almıştır.

İspanya’nın coğrafi konumu bu açıdan çok önemli bir yerdeydi: Doğu ve Batı bloklarının tam ortasında kalıyordu. 1953 yılında İspanya ile 10 yıllık askeri anlaşma imzaladı. Ve ABD İspanya’nın belirli bölgelerine askerlerini yerleştirdi. (Soğuk Savaş başlar ve tekrardan sıcak savaşa dönerse diye önlemini almış oldu.) ABD ile yapılan anlaşmayla birlikte İspanya’nın dışlanma politkası da sona ermiş oldu. İspanya’nın Avrupa devletleri ile arası yavaş yavaş düzelmeye başladı. İspanya ilerleyen dönemlerde BM’ye ve Avrupa Ekonomik İşbirliği Teşkilatı’na girmeyi başardı.Ek bilgi vermemiz gerekirse de gülen tarafın batı bloğu olduğunu söyleyebiliriz.

Kendisinden sonra da yönetimin devam etmesini isteyen Franco 1960’lı yıllara geldiğimizde kendisine olan desteğin artması için yönetiminde liberal eğilimler göstermeye başladı: 1966’da devlet ve hükümet başkanını birbirinden ayırdı, 1967’de parlemento (Cortes) üyelerinin az bir kısmının seçimle göreve gelmesine izin verdi.

Yaşı iyice ilerleyen Franco, 1969 yılında veliaht olarak 32 yaşındaki Juan Carlos’u gösterdi. 1973’te başbakanlık görevini bıraktı. Yerineyse kendisine hayran olan Blanco’yu (Kendisi Madrid’te ETA tarafından öldürüldü.) getirdi. Devlet başkanlığını ve başkomutanlığını ölene kadar bırakmadı.

1975 Eylül ayında başta Parkinson olmak üzere bir çok hastalıktan müzdarip olmuştu. Kendisini ziyarete gelenlere, neden geldiniz, sorusunu yöneltince etrafındaki herkes şok olmuştu. Bu olaydan kısa süre sonra 30 Ekim 1975 tarihinde komaya girdi ve yaşam destek ünitesine bağlandı. Bağlanmasından 20 gün sonra Franco’nun ailesi yaşam destek ünitesinin fişini çekmeyi kabul etti.

Ülkesini 3 yıl süren iç savaşa götüren,son faşist diktatör Francisco Franco, takvim 20 Eylül 1975’i gösterdiğinde öldü.

Kendisinden sonra 1977 yılında seçimle oluşturulan meclis 1978 anayasasını çıkardı. Sonuç olarak da İspanya 17 özerk devlet ve 2 özerk şehre ayrıldı. İspanyollar, Franco’nun Madrid’de bulunan son heykelini ancak 2005 yılında kaldırabilmişler. Günümüzde ise Franco’yu Katolikliğin savunucusu olarak nitelendirerek seven bir kesim de  bulunmakta.


Sosyal medyada paylaşın:

Bu içerik nasıl hissettirdi?

Kızdım Kızdım
0
Kızdım
Yok Artık Yok Artık
1
Yok Artık
Bayıldım Bayıldım
1
Bayıldım
Güldüm Güldüm
0
Güldüm
Metallendim Metallendim
0
Metallendim
Helal Olsun Helal Olsun
1
Helal Olsun
Üzüldüm Üzüldüm
0
Üzüldüm

0 Yorum

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir